TV Dizi Kurtlar Vadisi Pusu İzle 2010 Haber A'dan Z'ye Güncel Haberler | Türkiye Haberleri | Teknoloji Haberleri | Sağlık Haberleri | Son Haberler | Güncel Haberleri Oku


Reklam 1   Reklam 2   Reklam 3   Reklam 8   Reklam 5   Reklam 6   Reklam 7

Yargıda hafıza yorgunluğu mu başladı? Hasan Karakaya | Köşe

Şubat 20th, 2010 Adan Zye Haber Posted in Köşe Yazıları No Comments » 16 views

Yargıda hafıza yorgunluğu mu başladı?

Hasan Karakaya | Köşe Yazısı | 20 Şubat 2010 | Vakit Gazetesi
hasankarakaya@vakit.com.tr

Öncelikle, “CHP’ye müjdeler olsun” diyerek başlamak istiyorum yazıma… Gerçekten de, CHP’lilere müjdeler olsun… Öyle ya; bundan böyle Ankara’dan kalkıp, taa Erzurum’lara kadar giderek, “tutuklu savcı ve komutanları ziyaret etmek” zorunda kalmayacaklar… Hem “para”dan tasarruf edecekler, hem de “Öğleden Sonra Muhalefeti” yapmaya daha çok zaman ayıracaklar… En azından “rahat”ları bozulmayacak!.. Yumuşacık koltuklara oturup, “gazete”leri önlerine almak, haberler doğrultusunda “demeç” patlatıp “rahat muhalefet” yapmak varken, kalkıp Erzurum’a gitmek, zor işti vesselâm… İyi oldu… Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve Ergenekon tutuklusu Albay Recep Gençoğlu’nun İstanbul’a getirilip, “tutukluluk”larını “Silivri Cezaevi”nde geçirmelerine karar verildi de, CHP’liler büyük bir “zahmet”ten kurtuldular… Yatsınlar-kalksınlar da “İstanbul savcıları”na dua etsinler!.. Eğer onlar “dosya”ları istemeseydi, Cihaner ve Gençoğlu Erzurum’da tutuklu kalmaya devam eder, CHP’liler de, sürekli “destek” için Erzurum’a gitmek zorunda kalırlardı… Tıpkı, bir zamanlar da, “Van YYÜ Rektörü Yücel Aşkın’a destek” için Van’ı “su yolu” yaptıkları gibi!..
Sözün özü;
“CHP’lilere müjdeler olsun!”
Kurtuldular zahmetten!..
16 AY ÖNCE NERELERDEYDİNİZ?
CHP’lilere bu “müjde”yi verdikten sonra, artık “gündem”e geçebiliriz… Ne var gündemde?.. Elbette “Yargıya HSYK darbesi” etrafında yapılan tartışmalar var.
Malûm, “yorum”ların odak noktasında; “Bir savcı, bir Başsavcı’yı nasıl sorgulayabilir, onun tutuklanmasını nasıl isteyebilir?” şeklinde son derece “sığ” ve “sığırca” yapılan değerlendirmeler var!..
Daha önce söyledik, yine söyleyelim:
Bu yönde kalem oynatanların asıl amacı “Başsavcı İlhan Cihaner’i savunmak” değil, soruşturmanın hedefindeki “3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk’i kurtarmaya çalışmak”tır!..
Eğer “asıl amaç” bu olmasa;
“Asım Korkut’tan n’aaber?” diye sorarım!..
Öyle ya;
Bundan 16 ay önce, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan Asım Korkut da, yine bir “savcı” tarafından, yani Murat Gök tarafından gözaltına alınıp sorgulanmış, aynı savcı tarafından “tutuklanması talebiyle” mahkemeye sevkedilmiş ve “ilk duruşma”sına kadar tutuklu kalmıştı!..
Dikkatinizi çekerim;
Hakim Asım Korkut’u “soruşturan” ve “sorgulayan” da bir “savcı”ydı!..
Evet, Savcı Murat Gök idi…
Peki, “Hakimi sorgulama” yetkisi olan bir savcı, bir “Başsavcı”yı sorgulayamaz mı?..
Dahasını da söyleyelim;
Bir Başsavcı, yani Yargıtay Başsavcısı; meselâ “Başbakan, bakanlar, milletvekilleri ve yöneticiler”in bulunduğu “iktidar partisi” hakkında “soruşturma” yapıp, “kapatma dâvâsı” açabiliyorken, bir başka savcı, Erzincan’daki “Başsavcı” hakkında niye “soruşturma” açamasın ki?!?..
Ne yani, onlar “layüsel” mi?..
Onların “dokunulmazlığı” mı var?..
ASIM KORKUT’UN HAKLI İSYANI!
Olayı kısaca hatırlatalım:
“İzmir’de rüşvet karşılığı tahliye kararı verdiği iddiasıyla tutuklanan ve ilk duruşmada tahliye olan 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi eski Başkanı Hakim Asım Korkut; ‘ilk derece mahkeme’ sıfatıyla yargılandığı Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nde, ‘Rüşvete teşebbüs’ suçundan 10 ay hapis cezasına çarptırılmış, ancak hükmün açıklanması ertelenmişti…”
İşte bu hakim, dün İzmir Adliyesi önündeydi ve gazetecilere diyordu ki;
“Başsavcı İlhan Cihaner’in maruz kaldığı muamelenin aynısı, 16 ay önce de bana yapılmıştı… O zaman ses çıkarmayanların şimdi hak-hukuk adına konuşmalarını samimi bulmuyorum!”
Asım Korkut haklı… Gördüğünüz gibi; “çifte standarta isyan” ediyor ki, diyecek söz yok!..
Hem “HSYK üyeleri”ne isyan ediyor, hem “İlhan Cihaner’e sahip çıkmak” için kalem oynatanlara!.. “Samimi değilsiniz” diyor!.. Doğru ya… Eğer samimi olsalardı, zamanında Asım Korkut’a da sahip çıkarlardı!..
Meselâ HSYK… Erzurum Savcısı Osman Şanal ve diğer 3 savcının “yetkilerini” ellerinden alırken, 16 ay önce Murat Gök’ü niye görmezden geldi?..
Ne yani; “rüşvet karşılığı tahliye” kararı veren bir hakimin yaptığı “suç”tur da, “Ergenekon zanlısı” olmak suç değil midir?.. Acaba, “Ergenekoncuların ayrıcalığı” mı var?..
Ama dedik ya;
“Asıl amaç” bu değil!..
İlhan Cihaner’in sorgulanması, tutuklanması ve hapse atılması, aslında kimsenin umurunda değil!.. Asıl amaç, “soruşturma”nın ucunun uzandığı Org. Saldıray Berk’i kurtarmak!..
Gerçi, onu da kurtaramayacaklar ya!..
Erzurum’a ifade vermeye gitmeyen Org. Berk, sonunda tıpış tıpış İstanbul’a gelecek ve “Ergenekon savcıları”na ifade verecek!..
KENDİ KARARLARINI ÇİĞNEDİLER!
Sizlerin de farkedebileceği gibi;
Olay, tek boyutlu değil!..
Olayın bir boyutunda “HSYK’nın darbesi” var… Diğer boyutunda da “Yargıtay Başkanı” var!.. Aslında, bu son olayla, her iki kurum da “suçüstü” yakalandı!..
HSYK, “yetki gaspı” yaparak, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker de; “verdikleri kararın 180 derece tersine bir demeç” vererek!..
“HSYK’nın çifte standardı”nı anlattık.
Gelelim Hasan Gerçeker’in sözlerine…
“Osman Şanal ve arkadaşları”nın yetkilerini ellerinden aldığı için HSYK’nın kararına “destek” verip, üstelik de “Osman Şanal yetkisini aşarak, İlhan Cihaner hakkında soruşturma yapmıştır” diyen Hasan Gerçeker, herhalde “hafıza yorgunluğu” yaşıyor olmalı ki; aynı Yargıtay’ın, bundan 16 ay önce, Hakim Asım Korkut’u gözaltına aldırıp sorgulayan Savcı Murat Gök’ü de aklayan şu kararı vermişti:
“CMK 250. madde kapsamına giren suçlarda, soruşturma, yetkili Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır… Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile, Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.”
Yani… Savcı Murat Gök ne kadar “doğru bir iş” yapmışsa, Savcı Osman Şanal ve arkadaşlarının yaptıkları iş de “doğru”dur!..
“Yetki”lerini kullanmışlardır!..
Fakaaattt… Savcı Osman Şanal ve arkadaşları “kırmızı çizgi”yi aşmışlar, “Org. Saldıray Berk’e dokunmaya” kalkmışlardır!..
Evet, “cıss” işlere yeltenmişlerdir!..
O halde, alın “yetki”lerini!!!..
Bütün mesele budur efendim!..
Mesele, “komutanı kurtarmak”tır!..
SALDIRAY BERK NİYE DİRENİYOR?
Yalnız, ben, bu “kurtarma” işinde de “çifte standart” uygulandığını düşünüyorum.
Gerek HSYK’nın, gerek onlara destek veren Yargıtay ve Danıştay’ın, hem de “kendi karar ve uygulamalarını” paspas gibi çiğneme pahasına, Org. Saldıray Berk için niye bu kadar “koruma ve kollama” çabası içine girdiklerini anlayamıyorum!.. “Pis kokular”ın etrafa yayılmasından mı endişe ettiler, yoksa “işin içinde başka işler” mi var?..
Ya Saldıray Berk’in “direnme”sine ne demeli?..
“Çiğ” yedi de karnı mı ağrıyor, yoksa bir “yara”sı olduğu için mi gocunuyor?..
Niye “ifade” vermeye gitmiyor?..
İfadeye çağrıldığında, niye “20 araçlık konvoyla gözdağı” vermeye kalkıyor?..
Öyle ya;
“Suçu” yoksa, gider, verir ifadesini!..
Hele hatırlayın, daha 3 gün önce, yani 17 Şubat’ta hem de “muvazzaf” olmalarına rağmen “2 amiral” gitti İzmir Adliyesi’ne ve “19 saat” boyunca, tam “270 sayfa” tutan ifade verdiler!..
Malûm, gazeteler şöyle vermişti haberi:
“Ergenekon soruşturması kapsamında ilk kez muvazzaf iki amiral, ‘şüpheli’ sıfatıyla İzmir’de saatlerce ifade verdi ve geceyi adliyede geçirdi.
Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar, önceki gün saat 10.00’da özel plakalı, camları koyu renkli araçla İzmir Adliyesi’ne geldi. Araç, hiç bekletilmeden adliye içindeki özel bölüme girdi.
Amiraller burada Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili Mehmet Doğar ve Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Faruk Çalışkan’a ifade vermeye başladı.
İfadeleri tamamlanan iki komutan, saat 04.45’te adliyeden, sabah geldikleri sivil plakalı, siyah camla kaplı Mercedes marka minibüsle ayrıldı.
Adliye’de yaklaşık 19 saat kalan komutanlara dışarıdan yemek getirildi, ifadeleri alınırken de sık sık çay ikram edildi.”
Şunu demeye çalışıyorum:
“Komutan”sa, bunlar da komutan!..
“Kendilerine güveniyor” olmalılar ki, gittiler, verdiler ifadelerini!.. Peki, 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk niye direnç gösteriyor?..
“Çiğ” mi yedi, “yara”sı mı var?..
Yoksa, yaptığı işlerin “savunulacak bir tarafı” mı yok?..
Neyse… İstanbul’a gelince öğreniriz!.. Tıpkı; HSYK, Yargıtay ve Danıştay’daki “çifte standart”ları görüp, öğrendiğimiz gibi!..
Bugünlük bu kadar!..
============
TÜSİAD’a sitem
Bilirsiniz, Ziya Paşa’nın; “Ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz” diye bir sözü vardır ve çok doğrudur…
Çünkü, “lâf” söylemeye gelince “mangalda kül bırakmayan” nice insan vardır ki, “iş” yapmaya gelince yerinden kımıldamaz!..
Onun içindir ki, Ziya Paşa, kişiyi yansıtan “ayna”nın; “lâf” değil, “iş” olduğunu söylemiştir.
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın “sitem”lerini duyunca, Ziya Paşa’nın beyti geliverdi aklıma… Yusuf Ziya Özcan; “meslek lisesi, memleket meselesi” şeklinde kampanyalar açan TÜSİAD’a sitem etmiş ve “Bu kampanyaları açanları, katsayı adaletsizliğini kaldırma çabalarımız esnasında maalesef yanımızda göremedik” demiş…
Gerçi, yeni TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner hanımefendi, bir nebze değindi bu konuya ama, demek ki yeterli bulunmamış!..
Ümit Hanım, eğer biraz daha “yüksek sesle” konuşup “YÖK’e destek” verirse, hem gençlere “ümit” verir, hem de kampanyalarında “samimi” olduklarını gösterir!..
Zira, Sayın Yusuf Ziya Özcan’ın, “hukuk mücadelesi” verdiği şu günlerde, böyle bir desteğe ihtiyacı var.
Bu destek verilmeli ki, kampanyanın “lâf ola beri gele” ve “dostlar alışverişte görsün” kabilinden dandik bir kampanya olmadığı görülsün!..

AddThis Social Bookmark Button

Ahmet Hakan çekip gitti buralardan

Şubat 19th, 2010 admin Posted in Köşe Yazıları No Comments » 9 views

Hakan yazısında “Ben susarak konuşmak istiyorum. Ve çekip gidiyorum buralardan” dedi.

Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan, yazılarına çarşamba gününe kadar ara verdiğini açıkladı. Hakan yazısını, “Aman ruh sağlığınızı korumaya bakın” diyerek bitirdi.

AHMET HAKAN’IN YAZISI:

Gidiyorum ama gözüm arkada

TAM da ülkemiz Erzincan-Erzurum hattından gelen “yargıda büyük kriz”in etkisi altında iken…

Çekip gidiyorum buralardan.

Çarşambaya kadar yokum.

Çünkü artık sözün değeri kalmadı.

Ne yapsam, ne söylesem zait…

* * *

Söyleyin bakalım:

“En büyük savcı bizim savcı…” sloganlarının atıldığı bir ortamda ne söyleyebilirim ki?

Bir akıl verin bana:

“Yerel mahkemeler sizin olsun / Bize yüksek yargı yeter…” yaklaşımının olağan hale geldiği bir ortamda hangi raconu kesebilirim ki?

Bir çıkar yol gösterin:

“Sizin savcı bizim savcıyı tutuklayınca hukuk işliyor / Bizim kurul, sizin savcıyı görevden alınca yargıya müdahale” anlayışının egemen olduğu bir ortamda nasıl harikalar yaratabilirim ki…

Umarım ben buralarda yokken…

* “Hükümet güçleri” ile “yüksek yargı güçleri” arasındaki soğuk savaş, sıcak çatışmaya dönüşmez.

* İlker Paşa ve arkadaşları bu savaşın bir parçası olmaz…

* Muğla Savcısı, Kastamonu Savcısı’na yönelik operasyon yapmaz…

* Danıştay ve Yargıtay’da konuşlanan yüksek yargıçlar, ölüm orucuna başlamaz.

* Bu kargaşa ortamını fırsat bilen Yargıtay Başsavcısı, AK Parti hakkında kapatma davası açarak Tayyip Bey’e şöyle okkalı bir kıyak yapmaz.

* Adalet Bakanı, yanına müsteşarını alarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu işgal etmez.

* Görevlerini bırakan yüksek yargıçlar, Yüksek Yargıçlar Partisi’ni kurup seçime katılma kararı almazlar.

* Erzincan Başsavcısı’nın avukatı Turgut Kazan, akıl sağlığını korumayı başarır…

* * *

“Fitne dönemleri”nde konuşarak değil, susarak da çok şey anlatılır.

Ben susarak konuşmak istiyorum.

Ve çekip gidiyorum buralardan.

Çarşamba günü yeniden buluşuncaya dek…

“Türkiye” denilen şu tuhaf cangılda…

“Aman ruh sağlığınızı korumaya bakın” diyorum, başka da bir şey demiyorum.

AddThis Social Bookmark Button

Uyan Türkiye uyan ! Yiğit Bulut Köşe Yazısı

Şubat 9th, 2010 admin Posted in Köşe Yazıları No Comments » 51 views

Yiğit Bulut…

1923’ten 2010’a kadar tarihimizi incelersek net bir gerçek ile yüzleşiriz:

Cumhuriyeti’mizin dünya standartlarında hatta üstünde yarattığı tek bir kurum var: Türk Silahlı Kuvvetleri… Kimse kendine tek başına pay çıkarmasın, “BİZ” yarattık, bu toprağın “Edirne’den Kars’a malını-canını” veren insanları…

TSK bizim malımız, kazancımız, artımız ve bu ülkeyi seven her fert, böyle bir orduya sahip olduğu için mutlu, gururlu… Sevgili dostlar, bu tespit sonrası başlığa gelmek ve TSK’nın sorun ve/veya sorunlu olarak algılanıp algılatılmaya çalışıldığı şu günlerde bir düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum…

Dürüst olalım; bir sorun var, her zaman da vardı! Birileri “kendilerini TSK’nın kurumsal kimliği ile özdeşleştirip” Türk halkına ve diğer kurumlara üstünlük “sağlarcasına” kendi yarattıkları bu “sanal pozisyonu” pazarladılar.

Bu ülkede “askerin adamı” diye yıllarca dolaşan gazeteciler, işadamları, futbol kulubü başkanları, siyasetçiler, medya baronları oldu, kısmen de olsa olmaya da devam ediyorlar…

Aslında askerin adamı falan değillerdi ama “toplumun geçmişten gelen militer dinamiklerinden” yararlanarak “sivilleşme katsayımızın” düşük olduğu her dönemde öne çıktılar, kendilerine haklar yarattılar, başkalarını “andıçladılar”, komutanlardan güç aldıklarını iddia ederek “panzerlerin üstüne” çıkıp seçilmiş hükümetleri tehdit ettiler…

Bu arkadaşlar aslında “hep birlikte” bir parti kurdular. Bir araya gelip “Türk Silahlı Kuvvetleri Partisini” oluşturup, yerleşik oldukları her alanda öne çıkarak “ülkeyi seçilmeden yönetmeye” kalktılar. Geçmişte Ankara’da konuşulanlardan bir cümle ile örnek vereyim; “X askerin adamı; X darbe olursa kesin başbakan!” Şaka gibi! Seçime girmeyen ama darbe ile iktidara gelen bir parti ve üyeleri…

Sevgili dostlar, Türkiye’de “TSK’nın sorunun belkemiği” olduğu “merkezli” bir “algılama” yaratanların tuzağına düşmeden gerçeği görmeliyiz; sorunumuz TSK değil, TSK Partisi’ne üye olanlar ve bu parti üzerinden “iktidar dahil” her makamı ele geçirmeye çalışanlar… TSK en büyük kazancımız, TSK-P üyeleri ise demokrasi ve hukuk içinde acil çözüm bulmamız gereken en büyük sorunumuz!

Abdullah Gül’ü ‘tarafsızlık’ sınavı bekliyor
NEDEN mi ? Aslında her cumhurbaşkanı için “her adım”, bir “tarafsızlık sınavıdır”. Her imza, “sorgulanması” gereken bir vicdan muhasabesidir… Bu tespit sonrası başlığa dönelim, neden bu yazıyı yazdığıma cevap arayalım ve tam burada Gül‘ün görev süresi bitmeden atama yapacağı makamlara bir göz atalım…

Sevgili dostlarım, çok kısa olarak özetleyeyim; 2011’de görev süresi dolacak Yargıtay Başsavcısı Gül tarafından seçilecek! Gül‘ün görev süresi içinde Anayasa Mahkmesi’nde 10 üyenin koltuğu boşalacak ve yerlerine atama Gül tarafından yapılacak! Bugün “yargının sesi” olarak algılanan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bütün üyeleri de yine görev süresi içinde Gül tarafından yeniden seçilecek! Daha yazmama ve neden “ideolojik olmayan” bir atama anlayışı beklediğimin altını çizmeme gerek var mı?

Avrupa ‘batıyor’ Uyan Türkiye uyan!
OSMANLI’yı “hasta adam” ilan eden Avrupa, şimdi en hasta adam konumunda!
Yunanistan, İspanya, Portekiz “rakamlarla kesin iflas konumuna” gelirken, Hollanda’nın durumu da onlara yakın seyrediyor. Bizi “hasta adam” diye parçalayan Avrupa, battı batıyor! İşin daha da önemli yanı “bu batış sırasında, küresel konjonktür” dünün “hasta adamı” Türkiye coğrafyasını, “liderliğe” taşıyor…

Dostlarım, fırsat bu fırsat! Bu momentum bir daha belki 1000 sene gelmez! Uyan Türkiye! Gümrük Birliği’ni acilen terk et ve üyelik sürecini askıya al! Avrupa’ya verdiğin tavizleri durdur ve en önemlisi AB anlaşmaları yüzünden ilişki dahi kurmadığın ülkelerle iş yapmaya başla! Uyan Türkiye uyan! Bu tarihin sana verdiği “rövanş” ve sıçrama fırsatıdır, bunu sakın kaçırma!

AddThis Social Bookmark Button


http://www.adanzyehaber.com/bu-gun-ku-gazete-manset-leri-baslik-lari-haberturk-hurriyet-milliyet-posta-sabah-zaman/